Özgür Yener         |   Üye Girişi  |   English  |   Español  |   Şu anki ziyaretçi sayısı: 5  |    
Google Translate
  Özgür Yener - Makaleler   Facebook   RSS  
26 Haziran 2019 / 12:50:29
 
Üye Olun, Mail Listemize Katılın
Adınız:
Soyadınız:
E-postanız:
 
 
SON YAZILAR
● 2015 Dizin Resim Sergisi Metni
● Çıplaklar Üşüyor
● Banliyö
● ÇAĞ'daşım
● Çatırtı
ARŞİV
● 2010 (9)
● 0 (1)
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
● duyuru (0)
● sanat (4)
● toplum ve yaşam (6)
 
Makaleler
«  İlk  makale  «  Önceki  makale  « 
 -4  -3  -2  -1  0  +1  +2  +3  +4
 »  Sonraki  makale  »  Son  makale  »
Banliyö28 Nisan 2010
Türkiye kültür ve plastik sanatlar ortamında mevcut olan ihtiyaçtan doğmuş bir zorunluluktur.

Büyük kentlerin sanatsal yoğunlaşmasının her geçen gün ötekileştirdiği, global sanat anlayışının dışındaki tüm sanatçıların üretim ve sergi alanı…

Banliyö bir sanat hareketidir.

İktidar sahiplerinin toplumsal "artıkları" hijyenik kentsel alanın saat gibi isleyen mekanizmalarından uzak tutmak için sürdüğü topraklarda yaşayan sanatçılar, daha çok sosyo ekonomik sebeplerden dolayı buralarda üretmektedirler.

Banliyölerdeki sanat atölyeleri olmadan sanat endüstrisinin işleyeceği düşünülemez.

Banliyö çağdaştır,
Evrenseldir,
Banliyö dayatmalara ve yaptırımlara karşıdır.

Banliyödekiler yaşamak için sanat yapar,
Tartışmaya açıktırlar, aynı zamanda aşıktırlar.

Banliyö sanat hareketi ürettiklerini sansürsüz, açık ve özgürce paylaşabilecekleri mekanlarda bir araya gelmeyi hedefleyen, dün yapılanı sorgulayan, bugünü özgürce yorumlayabilen, kendi kendini eleştirebilen, popüler olana kahkaha atan, genç olan, bir o kadar da sert olmayı seven yeni kuşak sanatçılar topluluğudur.

Yaşasın sanatçılar,
Yaşasın sanat…

AMAÇLAR

Yaşamak: Sanayi toplumlarında yaşamak kelimesi yeni anlamlar kazanmıştır. Sanatçı için yaşamak, üretebilmekle eşdeğerdir. Üretemeyen, üretmesinin önünde engeller olduğunu gören bir sanatçı, canlı kalabilmenin gereklerini yerine getiriyor olsa bile, yaşadığı iddiasında bulunamaz. Bu önemli sorun ile mücadele eden inanılmaz sayıda sanatçı bu ortak sorunu çözmek yolunda atıl durmamalıdır, durması için de önünde bildiğimiz hiçbir engel de yoktur. En önemli sanat yapıtlarını evrensel kültüre kazandıran, bir o kadar da tarihe mal olmuş sanatçıların bir mücadelesi de bu yönde olmuştur. Modern, soyut, izlenimci, dışavurumcu, figüratif, none-figüratif her ne şekilde kendini ifade ediyorsa etsin bir sanatçı kendini tanımladığı şeyi, o şeyde ilham aldığı sanat önderlerini küçümseyecek kadar küçülemez. Diğer bir deyişle, kendine yakın bulduğu tarihte iz bırakmış sanatçıların verdiği mücadeleyi vermeden onlar gibi olduğunu, onlardan esinlendiğini iddia edemez. Böyle yapmak, akıldan yoksun bir ruh hali demektir. Kaldı ki, 18'inci, 19'uncu yüzyılların sanatçılarının yaşadığı ülkeler ile ülkemiz bugünün Türkiye'si arasında sanat bağlamında hala büyük uçurumlar vardır. O sanatçılar sadece kendilerinin beğendiği sanat yapıtlarını üretmiyorlar, aynı zamanda sanatı ve sanat felsefesini yaygınlaştırmanın yollarını da uyguluyorlar, eserlerinin karşılığını talep ediyorlar, talep yoksa o eserlerin anlaşılması için bir çaba sarf ediyorlardı. Bunun Türkiye'deki uygulamasını ancak bir sanat inisiyatifi gerçekleştirebilir çünkü o günün birkaç milyonluk Avrupa ülkelerine karşı bugünün Türkiye'sinde 70 milyon insan mevcut ve bu nüfusun çoğu eğitimsiz, hemen hemen hepsi ise eksik eğitime ve özellikle sanata bakış açısında önyargılara sahip. Öte yandan, böyle bir inisiyatif ancak ve ancak banliyönün içinden çıkanlarca gerçekleştirilebilir. Banliyönün dışındakilerin, diğer bir deyişle sistemin "hijyenik" kent alanlarının içinde barındırdığı "temiz" kent öğe ve bireyleri banliyölere müdahale etmez, etse de banliyödekilerin değil, kendi çıkar zincirleri doğrultusunda bir yapılanmaya zorlar. Daha açık bir ifadeyle, eşek arılarının bal kovanlarına saldırması gibi bir durumdur ki, böyle bir durumda üç beş tane eşek arısına karşı binlerce bal arısının hiçbir şansı yoktur. Dolayısıyla, gerçek anlamda bir sanatçı, hayatında yaşayacağı üretim ve ifade hazzını mutlaka yaşamalı, yaşadığını hissetmeli ve bu yolda birbirlerine destek olmak için birbirleriyle yarışmalıdırlar. Ancak bu şekilde bireyler olarak yaptığımız etkiler bir seri etkiler silsilesine dönüşür ki, bu durumdan hem topyekün sanatçılar hem de toplum fayda görür.

Muhalif olmak: Tüm bunlar, sanatçının içinde yaşattığı bir rahatsızlığın açığa çıkarılmasını, meyvesinin filizlendirilmesini gerektirir. O da, rahatsızlığa sebep olan sorunu dillendirmek, yani muhalif olmaktır. Tek kanaldan ya da tek merkezden, tek dünya görüşünden, tek amaca (para + şan + güç) yönelik olarak çıkan bilgilerle yürüyen bugünün iletişim dünyasında bireylerin içlerinde barındırdıkları rahatsızlıkların ortaklıkları ve benzerlikleri su götürmez bir gerçekken, bu gizli, açığa çıkmamış muhalifliği bir ahenge sokup ortaya çıkaracak, kitlelere aktarıp burada çözülmeyen önemli bir sorun olduğu gerçeğini ifade edecek bir "taraf"ın olmayışı, rahatsızlıkları gidermeye değil, yıldırılmasına ve birtakım kapitalist yöntemlerle kısmi eritmelere maruz bırakıp bastırılmasına hizmet etmektedir ve edecektir. Söz konusu olan insan olduğu için bu gelişmenin doğal bir sonucu, yaşamın ilerleyen safhalarında hayatta hiçbir şey başaramamış olmanın ezikliğini sırtlanmak veya bir şeyler yaptığını zannedip herkesin size bir zavallı gözüyle bakarak sizi ölümünüze kadar "idare" etmesidir ki, bu durumda değil sanatla, hiçbir şeyle ilgili olmayan boş ve ihtirasların tatmin edildiği bir hayat sürülmüş olunur ki, tercihlerinden dolayı bu tür kimselere söylenecek bir sözümüz, hatta isimlerini duymak gibi bir ihtiyacımız bile olamaz.

Günümüz sanat anlayışı içinde olup biteni tartışmak: Ancak, sanatçının muhalefeti sanat bağlamında olabileceğine göre, rahatsızlığını gerçekler üzerine oturtmalıdır. Afaki, ilgisiz konulara dayanan, tutarsız veya bilgi eksikliği içeren noktalardan hareketle yine benzer içeriklere sahip sözler ve davranışlar içinde bulunmak, sanatçı kimliğiyle uyuşmaz. Olaylar ve olgular üzerinde ilk algıladığına doğru algılama olarak inanmak da keza sanatın kendisiyle tezattır çünkü sanat beraberinde sorgulamayı da öngörür. Sorgusuz sanatsı faaliyet, formların fotokopisi olmaktan öteye geçmez. Dolayısıyla, sanat dünyasındaki devinimleri birçok akıl, farklı deneyimleri yaşamış birçok beyin bir araya gelip yorumlamalı, tartışmalıdır.

Günümüz sanat gerçeklerini oluşturmak: Bu yorum ve tartışmalardan ulaşılacak olan, gerçekler olmalıdır. Her devrin gerçeklerinin kendine özgü olması, kendi şartları içinde değişkenlik göstermesi, sanatçıyı zaman ekseninde de bir arayışın içine iter. Günümüz dünyasını sorgulayan sanatçı, geçmiş dönemlerin gerçeklerinin sorgulanmasında kazanılan deneyimden hareketle günümüzün sanat gerçeklerini keşfetmek için bir çaba içinde olmalıdır.
  Yorumlar  
 Üye olun, yorum yapın.
 Henüz yorum yapılmamış.
 
YAZI…
Çıplaklar Üşüyor
Öyle ya yanında birisinin ayağının kaydığını görürsen
- "Hop!", tut onu…
- "Aman aman!"
- "Az daha kayıyordun ha!…"

Bir defasında, patikada yürürken ayağım kaydı da arkadaşım tutmuştu bir anda kolumdan. Son anda kurtulmuştum kafayı kolu kırmaktan. Her seferinde……
Devamı için tıklayın ]
 
 
Copyright © 2010 Özgür Yener.
Tüm hakları mahfuzdur. Bu sitede yer alan Özgür Yener'in şahsına ait veya telif hakkına tabi bilgi, fikir, ürün ve görseller yazılı izin alınmadan hiçbir surette yeniden kullanılamaz. Ancak, link vermek kaydıyla referans amaçlı olarak kullanılabilir.
 |   Ana Sayfa  |  Özgeçmiş  |  Fotoğraflar  |  Portreler  |  Yapıtlar  |  Makaleler  |  Sergiler  |  Karma Sergiler  |  Kişisel Sergiler  |  Kişisel Koleksiyonlar  |  Kurumsal Koleksiyonlar  |  Müze Koleksiyonları  |  Sanatçı Koleksiyonu  |  Yayınlar  |  Basın Arşivi  |  Görselbank  |  Videolar  |  Atölye  |  İletişim  |  Yeni Yapıtlar  |  Banliyö  |  Art Center  |  Hesabım  |