Özgür Yener         |   Login  |   Türkçe  |   Español  |   Number of visitors right now: 88  |    
Google Translate
  Özgür Yener - Articles   Facebook   RSS  
23 April 2019 / 02:24:26
 
Become Member, Join to the Mail List
Your name:
Your surname:
Your e-mail:
 
 
LATEST ARTICLES
● 2015 Dizin Resim Sergisi Metni
● Çıplaklar Üşüyor
● Banliyö
● ÇAĞ'daşım
● Çatırtı
ARCHIVE
● 2010 (9)
● 0 (1)
LATEST COMMENTS
CATEGORIES
● announcement (0)
● art (4)
● community and life (6)
 
Articles
«  First
 article
 «  Previous
 article
 « 
 -4  -3  -2  -1  0  +1  +2  +3  +4
 »  Next
 article
 »  Last
 article
 »
Çıplaklar Üşüyor29 September 2010
Öyle ya yanında birisinin ayağının kaydığını görürsen
- "Hop!", tut onu…
- "Aman aman!"
- "Az daha kayıyordun ha!…"

Bir defasında, patikada yürürken ayağım kaydı da arkadaşım tutmuştu bir anda kolumdan. Son anda kurtulmuştum kafayı kolu kırmaktan. Her seferinde anlatırım bu durumu. Ne kadar normal bir haldir ki bu; aynı yolda yürüdüğün, aynı hedefe doğru gittiğin, yolda beraber zaman geçirdiğin, erzağını paylaştığın, beraber dans ettiğin, konuştuğun, dertleştiğin, ayağı sendelediğinde koluna girdiğin, birlikte kah ağladığın kah güldüğün bir arkadaşının kolundan tutarsın düşmemesi için. Gayet normal ve doğal bir refleks…

Bu, insanoğlunun bireysel ve doğal reflekslerinden sadece biridir. Şüphesiz bunun yanında daha birçok doğal reflekslere de sahibiz.

İnsanoğlunun yaşamla mücadelesi, doğaya karşı verdiği savaş ile tasvir edilir hep. Dolayısıyla, bu savaşta galip gelebilmek için, yine kazanmış olduğu çok acı verici vahşi refleksler de aynı bedene hapsolmuştur. Bilinmeyenden korkan insan, kendine yarattığı birtakım şeylerle rahatlama yolunu keşfetmiş, tecrübe edinerek geliştiğini ve savaştan galip geleceğini düşünerek, yaptıklarıyla övünmeyi, bunları yapamayan diğer canlılarla ise farklı iletişim yolları kurmayı başarmıştır.

Bir kedi aldım bak kızım sana. Hadi onu evimizde besleyelim. Hem sana da arkadaş olur.

Hayvanı doğal ortamından alıp kendi kişisel duyguları ve ihtiyaçları çerçevesinde onlara yeni roller verirken, bir yandan da besin değeri yüksek et ile olan ilişkisi, geçmişinden getirdiği kendine has bir özelliğidir, gerçekte insanoğlunun. Bu yüzden, hayvanların katledilip tüketilmesi çok normal karşılanır. Ancak, asıl normal olan, hayvanların insanoğlunun yaşadığı yerlerde yaşamamasıdır. Çünkü o insanoğlu, kendini güvende hissetmek ister! Başka hiçbir nedeni olamaz günümüz dünyasındaki hayvan barınaklarının açıklaması.

İt iti ısırmaz. İnsan insanın arkasından kuyusunu kazar ki, toprağı bol olsun! İyi adamdı rahmetli.

Biri elini uzatıyorsa, diğerinin de elini uzatması, doğadan edinilen saf duygu algısının açığa çıkarılması, insanoğlunun insansılaşması yönünde edindiği doğal refleks biçimidir. Ama hal böyleyken, "elini verirsen kolunu kaptırırsın" gibi veciz bir söz geliştirmekten de geri kalamamıştır. Başını içine sokacağı bir barınağa sahip olma gereksinimi de doğal olarak ormanların yok edilmesiyle mümkün olabilirdi ("Neden?" diye sormamak lazım çünkü maazallah insansılaşırız birden). Zira ancak o zaman barınacağı bir barınak yapabilecek, içine girdiğinde de yine aynı ormanı kesip yakarak ısınabilecekti!…

Zaman içindeki yolculuğunda kendini bulmakta zorlanan insanoğlu, diğer insan topluluklarıyla her karşılaşmasında doğayla olan iletişiminin karşısındaki gücüyle, bünyesinde taşıdığı acı veren birtakım davranış biçimlerini görmüş, ne kadar şaşırsa da bu duruma, bu pisliği bedeninden atmayı değil, muhafaza etmeyi tercih etmiştir.

İlkel toplumlardan feodal toplumlara geçişte yaşadığı tecrübeleri yasallaştırmak için kapitalizmi kanun haline getirmiş, bu düzlemde içindeki vahşi, acımasız ve zavallı davranış biçimlerini sergilemek için adeta bir vaha bulmuştur. YAŞASIN KAPİTALİZM!…

Tüm tarih süreçlerinde sözde 'modern toplum'da yaşayan insanoğlu kişiselleşmesine oranla insanlıktan çıkmış, bilgileriyle tekrar insan olmaya çabalayan, yarı ilkel, yarı feodal, yarı kapitalist, yarı acayip bir şey olmuştur.

Özetle, sanıyorum insanoğlu bu yazının başında bahsettiğim olumlu reflekslerini korumada bazen güçsüz kalabiliyor. Gelişen teknoloji ve yeni dünya düzeni insanoğlunun hem yaşam şeklindeki hem de çocuklarının gelecekleri hakkında verdiği kararlardaki tercihlerini bir önceki döneme kıyasla olumsuz yönde farklılaştırabiliyor. Bu durum insanoğlunun halihazırda içinde taşıdığı ve her geçen zaman dilimi içerisinde beslediği vahşi davranış biçimlerini korumaktaki becerisinin yadsınamaz gerçekliğini maalesef gözler önüne seriyor.

Yaşadığımız yerküreyi anlamlandırmak için keşfettiğimiz onca şeyin arasında, bir de anlamlandırdıklarımızın anlaşılmasıyla ilgili geliştirdiğimiz yöntemler var ki, bu da işin bir başka boyutunu oluşturuyor. Yaşarken kendi edinimleriyle bilinçlenen insanoğlu, sonrasında bilinç sistematiğini sorgular hale gelirken, yaşamın anlamını kendi kendine tekrar sorar oldu.

Gelişen düşünce, sistemden uzaklaşırken yaşamın anlamını aramak için tekrar yollara düştü ve yalnızlaştı.

Öncelikle gelinen toplumsal yaşama itiraz etmeye başladı.

Birilerinin, varlık sorunsalı olarak gördüğü kapitalizmin, üzerlerine biçtiği elbiseleri giyenler, sistemin devamlılığı için vazgeçilmez unsurlar oldular. Öyle ki, makineler çalışmazsa onların gücü sona erecekti. Çünkü onlar hırsları, ilkel toplumdan bugüne biriktirdiği, insanoğlunun en vahşi, en acımasız, en hayvani duygu ve davranış reflekslerinin kurbanı olmuşlardı. İnsan kendi acımasız davranış biçimlerini ve biriktirdiği zehirli salyalarını bu defa, kendisine bulaştırmıştır ve bunu tüm acımasızlığıyla gerçekleştirmiştir. Bu davranış biçimlerinin ve acımasız doğal reflekslerin zaman içerisinde farkına varıp onları yok etmeye çalışan diğer insan ve/veya insansı, yaşamı algılamada kendi yöntemlerini geliştirip, üzerlerine biçilen kıyafetlerini giymeyi reddetmiş, çıplaklığı tercih etmiştir.

"Eeeeee, hava şartları çetin"…

Kendini sistemin dışında tutmaya çabalayan insansı, doğayla barışmaya çalışıp varlığını bu noktada sorgular hale gelmiştir. Nitekim düşüncenin varlığı bunun en büyük kanıtını oluşturur. Doğayla barışmaya çalışan, doğadan öğrendiğini yaşama aktarmaya çabalayan bu insansı, toplumun her alanında varlığını ortaya koymalıdır. Çünkü insanlar içindeki bu yeni tür canlı, dünden bugüne korunma içgüdüsü veya başka bir sebeple kendi içinde biriktirdiği ve bugün azgınlaştırdığı hayvansı davranış biçimlerinin ve bunun türevlerinin yok edilmesiyle gerçekleşebileceğini kavramıştır.

Bugün her canlı yaşadığı topraklarda üzerine yağan yağmurla ıslanıyor, kıyafetli olanlar ıslanmaktan korunuyor. Çıplaklar üşüyor.



13 Haziran 2010 Maltepe / İstanbul
  Comments  
 Become a member and leave a comment.
 Not yet commented.
 
ARTICLE…
Çıplaklar Üşüyor
Öyle ya yanında birisinin ayağının kaydığını görürsen
- "Hop!", tut onu…
- "Aman aman!"
- "Az daha kayıyordun ha!…"

Bir defasında, patikada yürürken ayağım kaydı da arkadaşım tutmuştu bir anda kolumdan. Son anda kurtulmuştum kafayı kolu kırmaktan. Her seferinde……
Click for more ]
 
 
Copyright © 2010 Özgür Yener.
All rights reserved. The information, ideas, products and images in this site that belong to Özgür Yener's personality or are subject to copyright protection cannot be reused under any circumstances without written permission. However, can be used for reference purposes only with the condition that a link be provided to this site.
 |   Home Page  |  Autobiography  |  Photographs  |  Portraits  |  Artworks  |  Articles  |  Exhibitions  |  Collective Exhibitions  |  Solo Exhibitions  |  Private Collections  |  Corporate Collections  |  Collections in Museums  |  Artist's Personal Collection  |  Publications  |  Press Archive  |  Imagebank  |  Videos  |  Studio  |  Contact  |  Latest Works  |  Banliyö  |  Art Center  |  My Account  |